10.09.2010 21:52:37
Yarışma Girişi
 Kullanıcı Adı:
 Şifre:
Yarışma 08.09.2008'e kadar kapanmıştır
Ana Menü
Ana Sayfa
Atatürk Köşesi
Okulumuz
Faaliyetlerimiz
Vizyon-Misyon
Başarılarımız
Etkinliklerimiz
Rehberlik Hizmetleri
Personelimiz
Eski Müdürlerimiz
Okulumuzdan Haberler
Makaleler
Fotoğraf Galerisi
Öğrenci Çalışmaları
Öğrenci Meclisi
Bilgi Edinme
İletişim Bilgileri
Haber Arşivi
Ankete Katılınız
TÜRKÇE-İNGİLİZCE SÖZLÜK


Toplam 77377 Kelime Var
BİLGİ YARIŞMASI BÖLÜMÜ
En Başarılı Öğrenciler
En Son Yarışanlar
Yarışma İstatistikleri
Yıllara Yarışma Sonuçları
MEZUNLARIMIZ
DİĞER
Yararlı Programlar
Yararlı Linkler
Eğitici Oyunlar
Ziyaretçi Defteri Oku
Ziyaretçi Defteri Yaz
Yayın Ekibi
Eyüp Sultan
Video Arşivi
Sözlü Edebiyat
21.03.2008 

ıÜü1. Giriş

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin
İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürkler'e
ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü
edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

2. Sözlü Edebiyat Dönemi

Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce,
sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu
gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır.
Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde
üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli
bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.

2.1. Eski Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere
çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür.
İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki
dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar.
Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en
çok işlenen konulardır.

Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.

2.2. İlk Türk Şairleri
İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı
Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen
metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin,
Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.

2.3. İlk Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız.
Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve
çevirisi şöyledir:

Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Yaruk tengriler yarlıkazun Nurlu tanrılar buyursun
Yavaşım birle Yumuşak huylum ile
Yakışıpan adrılmalım Birleşip bir daha ayrılmayalım
Küçlüg biriştiler küç birzün Güçlü peygamberler güç versin
Közi karam birle Kara gözlüm ile
Külüşügin oluralım... Gülüşerek yaşayalım...

3. Destan (Epope)

Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü
kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla
düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların,
doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının
inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri
de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden
dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.

3.1. Destanların Doğuşu
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay
onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar,
kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını
korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.

Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü
olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.

Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline
geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş
güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri
için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.

Özkırımlı'nın (1995) Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi:
"Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak
düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar
toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt
vermişlerdir."

Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini
koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan
gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.

3.2. Türk Destanları
Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için:
• O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar
yaratmaya elverişli olması,

• O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar,
değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında
nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir.

Destanların oluşumu için gerekli olan bu şartlar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür.
Seyit Kemal Karaalioğlu Türk Edebiyat Tarihi adlı yapıtında: "Türk tarihine, Türk destanları
ile girebiliriz, Türk tarihinin kökenine ilk Türk destanları ile inebiliriz" derken,
Türk tarihinin destanlarla, destanlaşmış kahramanlarla dolu olduğunu da vurgular.
Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu
bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde
edilmektedir.

Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından
derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir
kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından
çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır (I.
Üniteye bakınız).

Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki
şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp
yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır.
Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere
dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler
doğaldır.

3.3. Destan Kültürünün Önemi
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır,
düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi
olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.
Banarlı'nın (1971) Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Destanlar
halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir."
Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle
anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki
olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en
önemli kaynaklardır.

Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını;
aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.

4. Sav

Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi,
bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir
düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına
ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Aç ne yimes tok ne times Aç ne yemez tok ne demez
İt ısırmas at tepmes time İt ısırmaz at tepmez, deme
Biş erngek tüz ermes Beş parmak düz (bir) olmaz
Yılan kendü egrisin bilmes Yılan kendi eğrisini bilmez,
tevi boynun egri tir "Deve boynun eğri" der
Ot tese ağız köymez Ateş demekle ağız yanmaz
Suw bermeske süt ber Su vermeyene süt ver
Öküz adakı bolgınca Öküz ayağı olmaktan
buzağı başı bolsa yeğ buzağı başı olmak iyidir.
Ağılda oglag togsa arıkta otı öner Ağılda oğlak doğsa, ırmakta otu biter
Ermegüge bulıt yük bolır Tembele bulut yük olur
Teve silkinse eşgekke yük çıkar Deve silkinse eşeğe yük çıkar
Yir basruku tag, Toprağın dengesini dağlar,
budun basrıku beg Ulusun düzenini beyler sağlar
Tay atasa at tınur Tay yetişirse at dinlenir
oğul eredse baba dinlenür oğul erleşirse baba dinlenir

İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un
yazdığı Divânü Lûgati't Türk adlı eserde görüyoruz.

5. Sagu

Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir.
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze
törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilirdi (IV. Üniteye
bakınız). Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan
acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda
geniş doğa tasvirlerine rastlanır.

Aşağıda Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren "Alp Er Tunga
Sagusu"nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud
tarafından halk ağzından derlenmiştir.

6. Koşuk

Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır
töreni" adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. "Şölen"
adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların
erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve
yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü
olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak
olmuştur.

 

 

 

Yazan:[admin]
Okunma Sayısı:212
[Geri Dön]